TÜRKİYE’DE YEREL BASIN OLGUSU VE YEREL BASININ DOĞUŞU
Dünya genelinde genelde yazılı basın alanında gazete sayısının azalmasından, tirajların düşmesinden söz edilirken, Türkiye’de ülke düzeyinde gazete enflasyonundan söz etmek yerinde olur. Gazete sayısı ülke düzeyinde sayıca fazla görülmekle birlikte, gazete tirajlarının yüksek olmadığı görülür. Üzerinde önemle durulması gereken bir nokta da, Türk gazeteciliği denince hep akla İstanbul kaynaklı gazeteler ile yapılan gazeteciliğin gelmesidir. Buna karşılık sayısı 700-900 arasında değişen, Anadolu’nun çeşitli kent ve kasabalarında çıkan yerel gazetelerden veya Anadolu basınında kimsenin pek bilgi sahibi bulunmayışıdır. Gerçekten de İstanbul artık başkent olmamakla birlikte, bugün Türkiye için gazeteciliğin hâla merkezidir.
Sadece kendi çevresiyle ilgili olaylara ilgi duyan yerel basın, siyasi, adli, mülki veya kentteki diğer kamu kuruluşlarıyla bire bir ilişkili olması bakımından haber kaynağına ulaşmada ve bunun sunumunda fazla zorluk çekmemektedir. Fakat bu kurumlardaki idarecilerin kimisi: Gazeteci, haberci ve habere gereği kadar değer vermediğinden kentteki yerel gazetecilik olayı kısır bir döngüye dönmekte ve buda yerel gazeteciliğin olgu olarak pek üst düzeye ulaşamamasına neden olmaktadır. Bugün Anadolu’da gazetecilik mesleğini sürdürmeye çalışan gazetecilerden bazıları, ya valiyle, kaymakamla ya da belediye başkanlarıyla ilgili olumsuz gelişme sayılabilecek olayları haber yaptıkları için o kentte habercilik yapmaları kısıtlanıyor veya çalıştığı basın kuruluşu çeşitli engellemelere maruz bırakılıyor. Anadolu’da bu gibi olayların cereyan etmesi yerel basının gelişimi açısından olumsuzluklar yaratmakta ve sonunda yerel basının, Türk basın karakteri çizgisinin oldukça altına itilmesine neden olmaktadır.
İnsanlar birbirleriyle haberleşme ihtiyacındadırlar ve insanlar arasındaki ilk haberleşme işaretleşme ile başlamıştır. İlkel toplumlarda yüksek tepeler üzerinde ateş yakarak, bazı Kızılderili kabilelerinde bugün hâla görüldüğü üzere uzaklardan belirlenebilecek şekilde duman çıkartarak, Afrika yerlilerinde olduğu gibi tam tam çalarak, işaretler ve seslerle doğrudan doğruya yapılan bu kişisel haberleşme yanında, haberlerin ulaştırılmasının mekanla ilgili olduğu, araya uzun mesafeler girdiği zamanlar, doğrudan doğruya haberleşmenin sosyal bağın devamlılığını sağlamaktaki yetersizliği anlaşılarak, yaya veya atlı haberciler gönderilmesi zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır. Yazının icadına kadar bu şekilde biçimlenen doğrudan doğruya haberleşme eylemi, yazının icadından sonra dolaylı haberleşme şekline dönüşmüş, insanlar arasındaki sosyal ilişkilerin mahiyeti değişmiş, bu ilişkiler daha karmaşık durum kazanmış, yazı haberin kaynağına dönebilmeyi sağlayan sağlıklı bir araç olmuştur.
Dünya basın tarihinde basının doğuşu ilk insanlara kadar dayandırılmakta, yazının icadıyla, matbaanın icadıyla ve diğer teknolojik gelişmelerle bugüne kadar uzanmaktadır. Bugün çokça tartışılan bir konuda gazetelerle (basın) haberi yarattı yoksa, haberler mi gazeteleri (basını) yarattı. Doç. Dr. Güner Öztuna bunu şöyle açıklamaktadır: İngiltere’nin modern basının beşiği olduğunu iddia etmeye hakkı yoktur. Öteki ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de tellallar aracılığıyla en ilkel gazete olmadan önce bile, haber alış verişi yapılıyordu. Panayırların en renkli tarafı dedikodu ve haber iletişimidir. Dolayısıyla gazeteler haberleri yaratmamıştır; Haberler gazeteleri yaratmıştır.
Türkiye’de basının doğuşu öncelikle 18. yüzyılda basın sanatının yani matbaanın İbrahim Müteferrika tarafından Türkiye’ye getirilmesi daha sonra da 19. yüzyılda, 1831’de Türkiye’de yayımlanan ilk Türkçe gazete olma özelliğine sahip olan Takvim-i Vakayı ile olmuştur. Bu tarihten sonra geniş anlamda basın ülke içinde yaygınlaşmaya başlamış ve 19. yüzyılın sonlarına doğruda bugünkü anlamıyla yerel gazete olarak tabir ettiğimiz vilayet gazeteleri oluşmuştur.
Osmanlı mahalli idarelerinde ilk büyük düzenleme, eyalet sistemin kaldırılarak vilayet sistemine geçişle ilgili, 7 Kasım 1864’te çıkarılan vilayet nizamnamesiyle yapılmıştır. Bu girişimin amacı, Ali Paşanın 1856 Islahat Fermanının 13. fıkrasına uygun olarak yaptığı, “halkın ülke işlerine katılması temel kuralının uygulanmaya konulması, hâlen geçerli olan merkeziyet usulündeki mutlakıyetçi yönetimin hafifletilmesine yöneliktir.” Sözleriyle açıklanmıştır. Bu konudaki ilk uygulamada, söz konusu nizamnamenin çıkarılmasından önce, 8 Ekim 1864’te yayımlanan “Tuan Vilayeti Nizamnamesi” ile başlatılmıştır. 1865’te Bosna Vilayeti’nin kurulması için ayrı bir nizamname çıkarılmış, bunu Suriye, Erzurum, Halep, Edirne vs. izlemiştir.
1864’te yerel yönetimlerle ilgili düzenlemenin çerçevesinde “eyalet sistemi kaldırılarak yerine” vilayet sistemi” getirilince her vilayette kendi gereksinmesini karşılamak için bir de basımevi kurulması, böylece o döneme kadar sınırlı bir kültürel yapı içinde bulunan bölgelerin bu açıdan gelişmeleri öngörülmüştür. Ülkede yapılan bu yasal değişiklikle vilayet gazeteleri oluşmaya başlamış ve her vilayette kendi bölgesinin haberlerine yer veren gazeteler çoğalarak yerel gazeteciliğin oluşmasına yardımcı olmuştur. Kısaca vilayet gazeteleri yerel basına önderlik, öncülük etmiştir. Yerel basının doğuş aşamasını oluşturan vilayet gazeteleri olmuştur.gazeteler gazeteler
ve ekonomik sorunları
gazeteler gazeteler ve
ilan reklam sorunu
gazeteler gazeteler ve tiraj
sorunu
gazeteler günümüz
türkiyesinde yerel basın
gazeteler günümüzün gazeteciliği
gazeteler kurtuluş
savaşı döneminde yerel basın
gazeteler
Türkiye' de yerel basın kavramı ve olgusu
gazeteler Türkiye'de
yerel basın olgusu
gazeteler vilayet gazeteleri
gazeteler yerel basının
sorunları
gazeteler yerel basının
temel özellikleri